Nietzsche Ağladığında-Irvin D. Yalom
- Hangi yıldızlardan düşüp geldik her birimiz buraya? (s.31)
- "Burada derken" başını gösteriyordu,"kitaplara, neredeyse bitmiş yalnızca yazılması kalmış kitaplara gebeyim. Bazen baş ağrılarım, beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünüyorum. (s.75)
- Pandora'nın kutusu açılıp, Zeus'un içinde saklandığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı:Ümit.o zamandan beri, yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladık. Fakat, Zeus'un arzusunun, insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. (s.90)
- Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır. (s.91)"Ölüm varken ben yokum.
- Ben varken, ölüm yok. O halde üzülecek ne var? (s.91)
- Beyinde karmaşık düşüncelerin saklandığı bir depo olmak zorunda;bilincin ötesinde ama hep uyanık, her an kendini göstermeye ve bilinçli düşünceler sahnesine çıkmaya hazır. (s.91)
- Hakikat, Onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır demesi! Hakikatin düşmanı yalanlar değil, inançlardır demesi! (s.98)
- Düşünceler, duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık daha boş ve daha sade. (s.100)
- Şu günlerde kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor, öyle çok panzehir var ki. (s.100)
- Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarıyorsa o kitabın neresi iyidir? (s.101)
- Kurtuluş garantileyen şey nedir? İnsanın kendinden artık utanmıyor olması! (s.101)
- Kemikleri, eti, bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görümünü katlanabilir hale getiriyorsa, ruhun çalkantıları ve ihtirası da kibirle kapatılmıştır; o, ruhu kaplayan deridir. (s.101)
- Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiç bir şey engellemiyormuş gibi görünür; bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorarsam: Bu köprüyü geçip bana gelir misin? İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin; sorumu tekrarlarsam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar örülüverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın. (s.110)
- Ele destek veren üç farklı sinir vardır; radyal, ulnar ve medyan, bunların her biri beyindeki ayrı bir yerden gelir. Yani, parmakların yarısı bu sinirlerden biriyle, diğer yarısı başka bir sinirle desteklenir. Ama hasta bunu bilemez. Hasta adeta, elinin tamamının tek bir sinirden, ' el siniri'nden destek aldığını zannederek hayal gücüyle buna uygun bir bozukluk yaratır. (s.197)
- Korkuların karanlıktan doğmadığını anladım; korkular da yıldızlar gibi hep oradadırlar, ama gün ışığı onları gizler. (s.214)
- Cinsel arzu, aslında, karşıdaki insanın zihni ve bedeni üzerinde mutlak hakimiyet kurmak için duyulan arzu ibarettir. Daha derinlere bakarsanız, bu arzunun da tüm diğer insanlardan daha üstün olma arzusu olduğunu görürsünüz. 'Aşık', 'seven' kişi değildir, aslında o, sevdiği kişinin mutlak sahibi olmayı amaçlar. Bütün isteği, tüm dünyayı o değerli malından soyutlamaktır. Altınları başında nöbet tutan ejderha kadar alçak ruhludur. Dünyayı falan sevmez, terine tüm diğer canlılara karşı bir umursamazlık içindedir. (s.218)
- Uçmak istiyorsunuz, ama uçmaya uçmakla başlayamazsınız. Size önce yürümesini öğretmek zorundayım ve yürümeyi öğrenmenin ilk adımı, kendi kuralları olmayan insanın başkaları tarafından yönetilmek zorunda kalacağını anlamaktır. Başkalarının kurallarına uymak, insanın kendisini yönetmesinden çok hem de çok daha kolaydır. (s.220)
- Dans eden yıldız doğurmak isteyen, önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır. (s.223)
- Tabii acı çekeceksin, görmenin bedeldir bu. Tabii için korkuyla dolacak, yaşamak demek tehlike içinde olmak demektir. Büyümek zordur! (s.244)
- Şehvet yalağından beslendiği için ya da zihninin çöplüklerinden eşelendiği için onu haşlıyordu, oysa anlaşılan kendisi de bunca zamandır onun gibi aynı çöplüklerde eşelenip duruyordu! (s.254)
- Ama size Goethe'nin sözlerini hatırlatacağım:'Siz adam olunda beni izlemeyin, siz siz olun! Yalnızca siz!' Ama bu cümleyi kitabın ikinci baskısına koyduğunu biliyor musunuz? Çünkü bir sürü gen, Werther'i örnek alarak intihar etti!. Asıl sorun size kendimi anlatmak değil, sizin kendinizi bulmanıza ve ümitsizlikten kurtulmanıza yardımcı olmak. (s.256)
- Bir keresinde ona bu hırsının kaynağını sordum. Bana, yeni doğmuş, henüz ağlamayan bir bebeği havaya kaldırmak ile ona yaşam tokadı atmak arasındaki an olduğunu söyledi. O gizemli anda, var olma ve kayıtsız kalma arasında dikildiği anda tekrar yaşama bağlandığını söyledi. (s.273)
- Arzu edilenden çok arzu etmeye aşığızdır! (s.280)
- Taşlar ne işitir ne de görür her şeyi
Yine de hıçkırır hafiften,'Unutma beni. Unutma beni.' (s.291)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder